7 Mart 2011 Pazartesi

TOKİ'NİN "ŞEHİR VE MEDENİYET İDRAKİ" VAR MI?

Yahya DÜZENLİ
duzenliyahya@gmail.com


Romalıların günlük dualar kitabında “Media vita in morte sumus” diye bir cümleleri olduğu söylenir. Yâni “Ölüler diri olduklarını zannederler.” Kimi kurumlar vardır ki, icraatlarıyla bir şehre hayat verdiklerini zannederler ancak hakikatte o şehrin tedricen ölümüne sebep olduklarını asla düşünmezler, düşünemezler. Çünkü “ne yaptıkları” kadar “neye sebep oldukları”nın idrakinde değillerdir!

Ülkemizde bu kurumlardan en önemlisi, şehirlerimizin dokusunu değiştirmekte giderek derinleşen TOKİ. İşi “toplu konut üretmek”. Üretiyor da. Ancak ürettikleri konutların ülkemizin gelecek nesillerinin “yaşama” ihtiyaçlarını karşılamayı aşmış bir sorumluluk bilinciyle üretilmediği ortada. Çünkü böyle bir sorumluluk ancak medeniyet idrakiyle yerine getirilebilir.

Şehir idraki, şehir kimliği, insan ve şehir, şehir ve medeniyet, şehir ve estetik… gibi temel meselelerde bir arpa boyu yol alamamış, böyle bir derdi olmayan bir kurumdan ürettiklerinin insanları gruplar halinde kutulara/koğuşlara istiflemesinden başka bir şey beklenebilir mi?

TOKİ, potansiyel olarak ülkemizin gelecek yüzyılına kapı aralayacak araç ve donanımlara sahipken, bunu gerçekleştirecek “idrak”ten maalesef uzak görünüyor! İnşa ettiği ve edeceği yapılarla “şehir ve yapı”, “insan ve yapı”, “şehir ve insan” ilişkilerinde tarihsel bir dönüşüme sebep olabilecekken maalesef yaptıklarının sıradan müteahhitlerin, yap-satçıların ürettiklerinden farkı yok!

TOKİ, şehirlerimizi tarih-kültür-mimari ve estetiğin hakîm olduğu ‘yaşanabilir’ toplu konut örnekleriyle donatması mümkünken; rant ve kâr iştahından başka bir kaygı taşımayan müteahhitleri de bir daha bu çirkinlikleri yapamayacak hale getirme kudretine sahipken, ne yazık ki şehre dair ‘fikir, idrak ve irfan’ yoksunluğu yüzünden bu temel işlevlerini yerine getiremiyor.

Yeni bir cumhuriyet ideolojisi için cumhuriyetin ilk yıllarındaki “şehir jenosit”lerini tersine çevirecek, yeni bir şehir tasarımı için yol açma imkan ve idraki, yeni bir yapı felsefesi geliştirmesi pekalâ mümkünken; insana ve şehre ait yeni, orijinal, tarihsel, kültürel, estetik ve mimarî temellerinden kopmadan, “yaşanmaya değer” mekânlar üretemeyen, tam aksine mekanlara insanları adeta mahkum eden TOKİ’nin vebali büyük!

Biraz da komplocu düşünürsek; modern zamanların müthiş bir şekilde yalnız bıraktığı insanı kendi içine hapseden, ruhsuz mekanlarda izole eden yeni bir “yalnızlaştırma” projesi veya ideolojisi mi yayılıyor şehirlerimizde?

Ortada (Üstad Necip Fazıl’ın deyimiyle) “felix culpa: mesut suç! Mutlu cinayet!” türünden bir katliam var! Evet katliam… Devlet eliyle yapılan bir katliam! Kelimenin Latin harfleriyle doğru yazılımı: “katl-i âm” yâni umumi katl. Genel yok etme! Tamamını ortadan kaldırma! Ne derseniz deyin. Kelimenin aslındaki çağrışım müthiş ve sarsıcı!

Söylediklerimizin yazımızın başlığıyla ne alâkası var? Doğrudan alakası var! Çünkü geçtiğimiz günlerde Başbakan İstanbul’da TOKİ’nin 2011 Kurultayı’nda konuşurken şunları söylüyor: “TOKİ, kurulduğu 1984’ten 2002’ye kadarki 19 yıllık sürede sadece 43 bin konut üretti. 8 yıllık Ak Parti iktidarında ise TOKİ 483 bin konut üretti. Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023’e kadar 500 bin konut daha üreteceğiz.” TOKİ’nin marifetlerine devam etmiş Başbakan: “Yâni TOKİ 100 bin nüfuslu 20 şehir inşa etti. Bu da bir Bursa inşa etmek demektir.” Birkaç gün sonra da Erzincan’da “Toplu Açılış ve TOKİ anahtar teslim Töreni’nde de Fatih Sultan Mehmed’in meşhur sözünü, “Bizim icraatımızın ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz!” tekrarlamış. Söz doğru, ancak tahsis edildiği “yer”e oturduğu pek söylenemez! Biz, bu tarihî cümleyi şöyle yorumlayalım: “TOKİ’nin şehirlerimizde yaptığı gayr-i insanî konutlara müteahhitlerin hayalleri bile erişemez.”

Bu bilgiler Başbakan’a TOKİ tarafından verilmiş. TOKİ’nin internet sitesinde ayrıntılarıyla sergileniyor. Gecekonduların şehirlerimizden nasıl temizlendiği, nasıl ucuz konutlar üretildiği, nasıl kentsel dönüşümler yapıldığı vs. vs. hararetle tekrarlanıyor.

TOKİ, şehirlere “hayat verdiğini zannederken onları tedrîcen öldürdüğünün farkında değil.” Bu dünya “şehir-mekân ve insan”la tezyîn edilmiş, yaşanılır kılınmak için varolmuştur. ‘Yaşama’ sadece biyolojik bir ihtiyaç değildir. Fakat biyolojik ve metabolitik düzeye indirgendiği için insanın içerisinde yaşadığı şehir ve mekânlar da sadece bu ihtiyaçlara göre inşa ediliyor. Onun için de TOKİ elindeki tüm araç ve aygıtlarla şehirlere bir terminatör gibi dalıyor. Şehirler de bütün sakinleri ve yöneticileriyle ‘celladına hayran, onu alkışlayan bir eda’ ile önünde boyun kırıyor ve kaçınılmaz olarak ‘sana teslimim, bana ne yaparsan yap” diyor. TOKİ de “genel anestezi” halini yaşayan şehir ve halkının gözleri önünde istediğini yapıyor. Fransız şair Blaise Cendrars’ın deyimiyle “mantar kent”ler kurmaya, “kentleri mantarlaştırmaya” devam ediyor.

TOKİ’nin tek mazeret ve mahareti “şehirleri gecekondu alanlarından temizlemek” ve “hızlı konut üretimi” olabilir mi? Yanlış mı düşünüyoruz? Veya marjinal tepki mi veriyoruz? Her şeyden önce “TOKİ’nin şehirleri istila eden gecekondu alanlarını temizlemesini de mi görmüyorsunuz?” denilebilir. Bizim söylemek istediğimiz; temizlediği çirkinliklerin yerine diktiği yeni beton ormanlarının nizamî bir garnizondan farkı olmayışı. Hiçbir tarihsel, kültürel, mimarî bir temel ve tarzının olmayışı.

TOKİ’nin yaptığı konutlar insanî olmaktan uzak, adeta bir yapay bir “ur” gibi şehirlere saplanıyor. Ne hazindir ki şehir “urlaşmış organ”ını öğünerek sağlık âlameti olarak sergiliyor. Fetih’le işgal arasındaki “hayat” ve “memat” farkını anlayamayanlar, neye sebep olması gerekirken neye alet olduklarını anlayabilirler mi? Anlarlar anlarlar da iş işten geçmiş olur.

Türkiye belki de yüz yılda bir yakalanabilecek bir “şehir dönüşümü” fırsatını TOKİ eliyle kaçırıyor. Niçin? Çünkü modern zaman şehirlerini dönüştürecek bir “zihniyet” olmadığı için. Arka plânımızda ve önümüzde müthiş ve münbit bir şehir mimari ve medeniyet kültürü ve inşası olmasına rağmen, bunu güncellemeye ilişkin idrakin bulunmaması ortaya maalesef artık dünyanın da terk etmeye başladığı, miadı dolmuş TOKİ’nin yaptıklarını çıkarıyor.

Yazımın bu bölümünü Muhakkik Mimar rahmetli Turgut Cansever’in HABITAT II’ye sunduğu “Şehir ve konut üzerine düşünceler” başlıklı raporundan önemli bir paragraf alıntısıyla bitirelim:

“… her çocuğun gözlerini, güzel, bozulmamış, kirlenmemiş, güzelleştirilmiş bir çevrede dünyaya açmaya ve her insanın ister köyde, ister kentte otursun; çevresinin oluşumuna katılmaya ve onu güzelleştirmeye, dolayısıyla çevrenin oluşumunun ve yönetiminin sorumluluğunu da üstlenerek yücelmeye hakkı teslim edilerek ülke yerleşme sistemi oluşturulmalıdır!” Cansever model de sunuyor: “Yeni şehirler kurulurken ‘galaxie’ ‘yıldız kümesi’ şeklinde bir yerleşme düzenine ihtiyaç vardır. Böylece yatırım ve işletme süreçlerine uygun iktisadi büyüklüklerde ve tasarruf ilkesi içinde kurulan ihtisas şehirlerinden oluşan metropollerin vücuda getirilmesi zarureti ortaya çıkar. …”

Hiç kimsenin ve hiçbir kurumun gelecek nesilleri “keşke yaşamasaydım” pişmanlığına, bizleri de “keşke görmeseydim” bedbinliğine mahkûm etme hakkı olmamalı! İnsanlar kendilerine dayatılan ve hayatları daraltılan mekânlara mahkûm edilmemeli!

Bir şehri ‘yıkmak’ ne kadar kolaysa, inşa etmek de o kadar zor ve iddialı bir iştir.

(Günebakış, 9 Mart 2011)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder